Brokoli Mucizesi

Bizi bu kadar mucize düşkünü yapan sistemi sorgulamak gerekmez mi öncelikle. Neden şişmanlıyoruz, neden kanser oluyoruz, neden hiçbir şeye yetecek zamanımız yok, neden stres diye bir şeyle boğuşmak zorundayız, neden bu kadar baskı altındayız? Bunların tamamının ortak bir çıkış kaynağı olmalı.

Mucizelerle dolu bir hayat yaşıyoruz, mesela brokoli mucizesi. Farkındayım, bu mucizeler olmasa yaşadığımız hayat daha da zor olacak. Onlara ihtiyacımız var belli ki. Her şey için geç olmadığına, her gün yeniden başlayabileceğimize inanmamız gerekiyor. Bu inanç olmadan devam etmek güç, birçok şey için ya paramız ya da zamanımız yok ve hatta bazen her ikisi de. Bir şeylerin hayatımızda yaratacağı mucizelere güvenmek istiyoruz, bu hayatımızda hem de, hem de hemen, yarın. Ben küçükken brokoli yemek durumunda kalmadım, benim prehistorik çocukluğumda çarşıda, pazarda da brokoli gördüğümü hatırlamıyorum. Belki iyi restoranlarda veriyorlardı, Brüksel lahanasıyla birlikte. Ben çocukken mısırlı, ton balıklı salata da yaygın değildi mesela, her ikisi de vardı, ama bir salata haline gelmemişlerdi. Galiba bu değişiklikler liberal ekonomiye geçişle sağlandı. Aynı şekilde hayatımız da o zamanlarda bu mucizelerle dolmaya başladı. Tek tip diş macunu dönemi çocuğu olarak, ne kadar beyazlatıp, ne kadar diş etine faydalı olduğundan bağımsız olarak zaten bir tüpten iki renk diş macunu çıkması benim için yeterli bir mucizeydi. Hoş, benim o zaman ihtiyacım olan mucizeler de değildi bunlar, dişlerim o dönem için yeterli derecede beyaz ve sağlıklıydı. Asıl ihtiyacım olan, bir gecede tüm kimya kitabını öğrenebilmek, tüm İngilizce zamanlara bir iki saat içinde hâkim olabilmek gibi şeylerdi. O ya da bu şekilde, bir Levi’s pantolon veya Adidas bir ayakkabı edinmek mümkündü, ama Divan Şiiri vezinlerini bir gecede öğrenmek, işte bu bir mucize olurdu ve esas buna gerek vardı. O zaman şişmandık veya değildik, konu, beden kütle endeksi gibi karmaşık sistemlere sahip değildi. Şişman, toplu, balık eti, normal, zayıf, sıska gibi kavramlar yeterliydi, tartılmak için ya hasta olup doktora gitmek gerekirdi veya eczanede ilaç hazırlanırken vakit geçirmek için tartılırdık. Seyrek karşılaştığınız biri size kilo alıp almadığınızı bildirirdi ya da bir elbisenize sığamadığınızda veya bol geldiğinde durumdan haberdar olurdunuz. Ve bu konuda tek bir mucize vardı, Grissi-ni. Şimdi çok daha sık tartıldığımız için olsa gerek, birçok mucizeye gerek var doğal olarak, çünkü aldığınız veya verdiğiniz her bir gramdan haberiniz oluyor. Bir dönem lahana çorbası mucizesi vardı. Muhtemelen zaten daha pişerken ortaya çıkan kokudan dolayı insanı yemeden, içmeden kesen bu mucize formül sayesinde insanlar kilo verdiler. İlk birkaç gün sadece bu çorba içiliyordu, Sovyetler Birliği’nde yaşıyormuş duygusu yaratan bu kür sayesinde de birkaç kilodan hızlıca kurtulmak mümkündü. Galiba ana fikri, insanları bir daha böyle bir cezayla karşı karşıya kalmamak için eğitmek üzerineydi. Bunun tam tersi diyetler de vardı tabii, istediğin kadar ye diyetleri. Bunlar da genellikle mucize lafı dışında bir de milli değer barındırırlardı, Mucize Rus Diyeti gibi. Bu tür diyetlerde bir grup besin deneme kesinlikle yasaktır, genellikle öncesinde ve sonrasında su içilir, en az beş öğün yenir, akşam belli saatten sonra hiçbir şey yenmez. Mesela istediğiniz kadar balık haşlama yiyebilirsiniz, istediğiniz kadar mantar yiyebilirsiniz. Kulağa hoş gelen, açgözlüleri çok çeken ama yine de zor diyetlerdir bunlar da ve kısa zamanda herkes anlar ki, kilo vermek için bir mucize yoktur, bu iş sıkıntılı ve çok çabalı bir iştir, aynı benim bir gecede bırakın Osmanlı İmparatorluğu’nun şu ya da bu dönemini öğrenmemi, Mercida-bık Savaşı’nı bile öğrenmeme yetecek bir mucize olmadığı gibi. Daha o güne kadar Memlük Devleti’ni bile duymamışsanız, hiçbir mucize sizi kurtaramaz, bu iş bu kadar basittir aslında.

Hepimizin bildiği gibi, aksi ispat edilene kadar tüm meyve ve sebzeler bir gün mucize olacaklardır. En basit, en kolay ulaşılan meyve ve sebzeler, üstelik de en basit yöntemlerle, bir gün muhakkak bir mucizeye dönüşürler. Donmuş limon mucizesi mesela bunlardan biridir. Garip bir ikilem sunulur bize, bir şeyi mucize yapan budur. Özellikle içinde bulunduğumuz internet çağı diyebileceğimiz çağda yeni bir para birimiyle tanıştık aslında: tık. Bir site ne kadar çok tık alırsa o kadar çok reklam geliri elde eder. Bol tık almanın yollarından biri de mucizelerden söz etmektir. “İşte Donmuş Limon Mucizesinin Sırları” diye bir başlık atarsanız ve altında aslında iki cümleyle özetlenecek bir meramı en az

30-35 tık alacak kadar görselle ve kısa cümlelerle anlatırsanız, çok tıklanırsınız ve bağlantılı olarak da para kazanırsınız. Üstelik de bunu yaparken başka para kazanan bir sistemi de kötülerseniz, mesela ilaç ve sağlık sistemi gibi, o zaman hem işin mucize tarafındaki sır daha çekici hale gelir, hem de bu sayede ne kadar cana yakın bir dost olduğunuzu ve ne kadar sadece insanların iyiliğini düşündüğünüzü de ortaya koyarsınız. Bu tür birçok mucize, bilindik faydaların dışında, mesela limondaki C vitamini gibi, mesela her besinin esas vitamininin kabuğunda olduğu bilgisi gibi, bir de beklenmedik etkiden oluşur, limonun kemote-rapiden daha etkili olduğu gibi. Bu beklenmedik etki ne kadar doğrudur bilinmez, çok araştırmak gerekir bu tür mucizeleri. Ancak genellikle bir takım gizli bilgilere veya dedikodulara dayandırılır. İşte İsviçreli, İzlandalı, bilim insanları bu aşamada devreye girer veya adını pek duymadığımız birtakım üniversite ve enstitüler. Bazen CIA, bazen NASA bu bilgilerin sızdığı kaynaklardır, bunların tabii hiçbir şekilde sağlamasını yapamazsınız. Yalan haber konusunda elini hiç de korkak alıştırmayan bir çevre için bu tür haberler yapmak çocuk oyuncağı gibidir, böyle bir duyum aldık, derler geçerler. Mucize, daha doğrusu umut, çok satan bir şeydir. Hepimiz umutlanmak isteriz. Evet, saçıyla ilgili problemi olan herkes kafasına bir şey sürdüğünde yine saçları olsun ister, düz saçları kıvırcık, kıvırcık saçları dümdüz olsun ister, üstelik bunu pazardan aldığı bir şeyle yapmayı daha da çok ister. Ama maalesef gerçek hayatta mucizeler çok nadir rastlanan şeylerdir, onları mucize yapan zaten tam da bu az bulunurluklardır. Mesela akşam iş çıkışı, yağmurlu havada trafik olmaması veya kolayca bir taksi bulabilmek de bir mucizedir ve gerçekten çok nadir rastlayacağınız bir durumdur. Mutfak dolaplarınızı yapan marangozun tam söylediği gün ve saatte gelmesi, işte esas mucize budur. Termosifonunuzun garanti süresinin bittiği günün ertesi günü hâlâ bozulmamış olması, buna mucize denebilir. Bunlar bile çok nadir olurken limonla harikalar yaratmak bu dünyada biraz zor geliyor bana.

Esas düşünülmesi gereken galiba neden gitgide daha çok mucizeye bel bağlamak zorunda kaldığımız olsa gerek. Yaşam, güzellikleri, neşeleri ve hüzünleriyle, heyecanıyla başlı başına bir mucize sayılabilecekken, bildiğimiz kadarıyla uzayda yakın çevremizde bu mucize sadece bizim başımıza gelmişken, limondan, brokoliden daha fazla bir şeyler beklemek haksızlık olur. Salataya, çorbaya sıktığımız kadarıyla zaten limon yeterli bir mucizedir bana soracak olursanız, soğuk bir limonatadan daha söz etmeye bile gerek yok. Bizi bu kadar mucize düşkünü yapan sistemi sorgulamak gerekmez mi öncelikle. Neden şişmanlıyoruz, neden kanser oluyoruz, neden hiçbir şeye yetecek zamanımız yok, neden stres diye bir şeyle boğuşmak zorundayız, neden bu kadar baskı altındayız? Bunların tamamının ortak bir çıkış kaynağı olmalı. Bunu düzeltmeden, sadece brokoliyle bu işin üstesinden gelebilecek miyiz acaba? Evet, her tarafımız mucizelerle doludur. Sadece iyi bir bakış açısı geliştirdiğimizde tüm bunları görmek, tüm bunların tadına varmak mümkündür. Ama bir şey bizi kör ediyor. Hırsla saldırdığımız hayatın bize sundukları gözümüzü doyurmuyor ve hep daha fazlasına gerek duyuyoruz, ta ki artık gerçekler bizi tatmin etmeyene kadar ve o zaman işte mucizelerin peşine düşmeye başlıyoruz. O zamanlarda o kadar saflaşıyoruz ki, duyduğumuz her şeyin bir mucize olabileceğine inanabiliyoruz. Zamanla arkasından çok da bir şey çıkmayacağını bilmemize rağmen, bir mucize için 35 sayfayı peş peşe tıklamaktan yine de kendimizi alamıyoruz. Biraz dursak artık, biraz aklımızı başımıza alsak ve kendimize sorsak ne yaptığımızı, nereye koştuğumuzu ve o koştuğumuz yere eğer bir gün varabilirsek orada bugünden farklı daha neler bulmayı umduğumuzu.

Brokoli Mucizesi_2.jpg

Brokoli Mucizesi_3.jpg

Brokoli Mucizesi_1.jpg

Brokoli Mucizesi_0.jpgBrokoli Mucizesi_8.jpg

Yorum Yaz