Mimari Daireler

Frizlerle ilgili her şey, yani nakış sanatının kâşifi sayılan Küçük Asya halkı Frigyalıların işleri, dinsel giysilerin şekillenmesine hizmet eder. İtalyanca’da üzeri örtülü, eğimli çatıyı anlatmak için kullanılan timpano sözcüğü, aynı zamanda kulak zarını anlatmak için de kullanılır ve tipo (tip, tür, adam) ve timbro (damga, ton) sözcüklerini de türeten tıptein den (vurmak, çarpmak) gelir. Timpano, aynca, kutsal bir müzik aletiydi; kurutulmuş derinin zillerle çevrili küçük bir dokuma kasnağı üzerine gerilmesiyle yapılan bu alet Kibele kültünde kullanılırdı.
Mimarlıkla müzik arasındaki ilişkiye dönersek. “Bir adak cinayeti olmaksızın müziğin ortaya çıkmasının bile düşünülemeyeceği” söylenmiştir. “Kemikten yapılmış flütün, kaplumbağadan yapılmış lirin, boğa derisiyle giydirilmiş davulun gerçek kullanımları, bize, müziğin altüst edici gücünün ölümün dönüşümü ve aşımından türediğini düşündürtür.”

Temel adaklan en yaygın olanlardır: “Bir ev, köprü, istinat duvarı; bunlar ancak ve ancak yok edilmiş bir yaşamın üzerinde yükselirler.Adak ritüeli, askerî bir seferi hazırlar ve sonlandırır. Savaş sanki bir şölenmiş gibi, süslenmiş olan kurbanlar yola çıkılmadan önce kurban edilirdi. Kıyılacak kurbanlar kan dökücü bir eylemi Homeros’ta ‘ergön’dur bu (yani güç, iktidar) takdim ederler. Ardından savaş alanında bir işaret, tropaîon, kutsal ve ezeli tanıklık olarak göğe doğru dikilir; bunu zafer kazananların bile yadsıyamayacağı ölü gömme töreni izler. Cenaze törenleri, yarattıkları kalıcı etki nedeniyle, savaşların kendileri kadar önemlidirler: geride kalan bir “abide” olurlar çünkü.

Bugün için bizde düzen ve ölçü hissi uyandıran, etkileyici yalınlıkları içerisinde “zamanın ötesinde”lermiş gibi görünen bu tapınaklar, belki de, atalarımızın korkunç ayinlerinden arta kalanlardan, kanlı olayların hatıralarından, kesilip öküz kafası biçiminde saklanmış insan başlarından, parçalan göğe doğru yükselen direklere asılmış kurbanlardan başka bir şey değildi. Belki de kült objeler, korkunç savaş ganimetleri ve süsleriydiler: zafer ve şanı anlatan süsler. Süsleme (decorare) sözcüğünün türevlerinin Sanskritçe’de zafer (dacas), Yunanca’da şan, şöhret (doxa) anlamı vardır.
Bu tapmaklar kırmızı toprak boyasıyla boyanmışlardı ve bunun nedeni, doğada kolayca fark edilebilmelerini sağlamak ya da göze “hoş” görünmesi değildi; kurban kanından “geriye kalan”dı bu tapınaklar. Belki de vahşetin yüceltilmesinden başka bir şey değildirler.
Kutsal önceden gelir ve güzeli kurar.

Ormanı (kaos) düzlüğe (düzen) çevirmek isteyen ilk insanı hayal edelim: böylece hayatta kalabilir. “Yönünü” arayarak ormanı kat eder. Göçebedir. Kahramanı “canavarsı varlıklarla dolu kaotik evrenin içine girer. Canavarlarla savaşır, dağların ve nehirlerin konumunu belirler, sonuçta simgesel olarak düzenlenmiş bir muhayyilede evreni dönüştürerek varlıklara isimlerini verir.” Avcı ve toplayıcı, hareketleri aracılığıyla kendi bölgesini
tanır. Ateşle karşılaşır ve onu tahakküm altına alır. Cansız ve atıl olanı teknik bir jestle hareketlendirerek alet yapar. “Ok bir yaydan fırlatılmasaydı ya da imlediği tüm o hareket imgeleri içinde bulunmasaydı var olamazdı; agora, toplum, orada evrensel entegrasyon yollarının başladığı yeri bulduğu için boş bir yüzeyden farklı bir şeydir.”8 Zamanı ve mekânı evcilleştirir, onları insanileştirir, insanın üzerinde doğayı tahakküm altına aldığı sahneye çevirir. Temsil eder. “Figürasyonun ortaya çıktığı evrimin ilk anı, bir habitatın mekânının dışarıdaki kaostan ayrıldığı andır.” ilk yerleşimle beraber ilk temsil de ortaya çıkar; ve bu, içerisinde toplumsallaştırıcı ritimlerin işlediği, soyutlamalar yapılıp mekân ve zaman ele geçirilirken doğanın ritimlerinin taklit edildiği güvenlik halkasında, etrafı çevrili alanda doğmuş yapının ve süslemenin ifadesi, ritmik temsilidir. “Teknik bakış açısından, etkin bir çevrenin ve toplumsal bir sistem kurma formlarının yaratılmasına ve de düzenin çevreleyici evrenden aynştınlmasma” izin veren habitat, şehri kurar.

“İnsanın, doğal kaosun ortasında tek başına, düzenin yaratıcısı olmaktan kaynaklanan acısını”9 dindirecek bir açıklama arayışına adanmış bilgeliğin ifade edildiği kozmogonik düşünce, metafiziği, yani mantıksalrasyonel düşünce biçimini oluşturur, böylece, kontrol altına alınmış evrenin sembolik tapmağı inşa edilmiş olur. Etrafı çevrilmiş bu tapmak (témenos) ve rhythmós, zaman ve mekânın birleşimi, insan elinin işlevsel estetiğinin toplumsal estetiğe dönüştüğü yerdir. Tahakküm altına alınmış doğanın ritmi kültüre dönüşür ve böylece maddenin ataleti ve mimarlık biçimlenmiş olur.
Değerlerin ve ritimlerin algılanmasına izin veren, biz tüm yaşayan canlılara ortak biyolojik yapımız, yani duyularımız üzerine kurulu estetik duygularımızın kodeksi, inşa ve vizyonu oldurur. İlk insan, böylece, düzeni ve düzensizliği birbirinden ayırdı. Düzenin yaratıcısı olmaktan doğan acı, onu ‘horror vacuıye bağlar.
Mevsimlerin meyvelerini toplar, onları bir araya koyar, sıraya dizer. Birbirleri üstüne, art arda. Bu şekilde, bir yöne, sıraya, ritme, dolu ve boşa, sayıya sahip olacak. Düzene koydukça saymayı öğrenecek. Ormanı düzlük yapmak, geleceği öngörülebilir kılmak için doğan bu düzen süstür ve süsün içinden matematik ve geometri doğar. Bu şekilde, uzam ve zaman insanlaştırılmış olur; yerleşim, zamanın dilleri, araçları, sembolleri içinde şekillenerek bir inşa olacaktır.
Buraya kadar yazdıklarımızın dinsel, etik, politik, gnoseolojik (tanıma bilimi) değeri vardır, fakat doğru ve özgün bir estetik boyuta sahip olmak için güzel sorunu ortaya çıkarılmalıdır. Yani kutsaldan güzele, doğanın üstünlüğünden kültürün üstünlüğüne geçilmelidir, Yunan dünyasında olan da budur. Burada korkunç olan, yüceltilerek güzele dönüştürülmüştür.

Yorum Yaz

33 + = 37