Muhteşem Mimari Harikaları

Mimarlık yapayın mantığı olduğundan her şey teknik halini alır; ve mimarlık dünyanın “işgal edilmesi”nin olduğu gibi hayatta kalmanın da birincil tekniği olduğu için, her şey mimarlık halini alır. Metropol, tekniğin mekânı, sevilebilir ya da nefret edilebilir, ama her tür özgürleşmenin ve entegrasyonun öznesi ve nesnesi olarak kalır.
Mimarlık enerji, ifade, vizyon haline gelir; giysilerinden arınır, nesnelleştirilir, soyut, yani saf teknik hale gelir. Fakat ütopya, onu üretenden, ütopyacıyı var olana karşı isyan etmeye iten şeyden özgürleşemez: teknik, ideal, üstyapısallaşır.
Bundan böyle, her sanat ve mimarlık eseri, kendine göre, estetik kuramı ve tekniğe dair düşüncedir. Burada, estetik araştırmacılarının yazılarının yanında çok sayıdaki mimarın estetikfelsefı pozisyonlarıyla, estetik ya da şiirsel nedenlerle güdülenmiş, güçlü felsefî içeriğe sahip mimarlık eserlerinin kendileriyle yüzleşmek gerektiğini hesaba katmak mümkün değildir.
Bir mimari estetik yazan olan Berlage’ye göre, öznelci sanat anlayışı zorunlu olarak yerini yeni bir kolektif sanata bırakmalıdır: birincisi kapitalist sanatken, İkincisi işçi hareketinin sanatı olacaktır. Yapılar yeni evrensel duygunun ve tüm insanların toplumsal eşitliğinin ifadesi olmalıdır. Gerçek bir tarzın yegâne ön varsayımı, kendi içinde tüm evrenin tabi olduğu evrensel yasa olan geometridir; sanatsal formların yaratımında geometri “mutlak zorunluluktur”.
Estetik bir değer avangardın çeşitli manifestolarında da mevcuttu.

Antonio Sant’Elia ve Filippo Tommaso Marinetti için mimarlık “anlamlı ve sentetik sanattır”, tüm geçmişi, geleneği, tarzları, estetiği ve orantıyı yadsımak, kendini bilime ve tekniğe emanet etmek mecburiyetindedir: “doğal yasaların keşfine, mekanik araçlann mükemmelleşmesine, maddenin rasyonel ve bilimsel kullanımına”. “Hafif, pratik, geçici ve hızlı olana
karşı duyarlılığı” zenginleştirmek için “anıtsallık, ağırlık, statiklik duygusu” terk edilir. “Dekoratifi yok etmek gerekir”. Bu iki isim, fütürist mimarinin hesabın, umursamaz atılganlığın ve basitliğin mimarisi olduğunu destekleyerek mimarinin bir sanat, yani sentez ve ifade olduğunu; eğimli ve eliptik çizgilerin yatay ve dikey çizgilerden bin kat daha üstün ve dinamik olduğunu; dekorasyonun bir absürdlük olduğunu; kadimlerin doğadan, kendilerinin ise makinelerden ilham aldıklarını; önceden düzenlenmiş ölçütler uyarınca uygulanan mimarlığın zamanının bittiğini; mimarlığın özgürlükle, çevreyle ve insanla uyumlu olma çabası göstermesi gerektiğini; bu şekilde kavranmış bir mimarlıktan herhangi bir plastik ve çizgisel alışkanlığın doğamayacağmı, çünkü fütürist mimarinin temel karakterinin güçsüzlük ve geçişlilik olacağını duyururlar.

Olmakta olan şey, 1918 tarihli “De Stijl” manifestosunda olduğu gibi, evrenselle bireysel, yeni ile eski arasındaki mücadeledir: “yeni sanat, zamanın yeni bilincinin içeriğini ışık altına koymuştur: evrensel ve bireysel arasında simetrik bir ilişki”. Yeni kültür, “figüratif sanatın, içerisinde doğal formu alaşağı ederek saf sanatsal dışavurumu, her sanatsal kavramın dışsal tutarlılığını engelleyen şeyi elimine etmiş olduğa üsluba, gelişmeye karşı konumlanan” engelleri yok etmek ister. 1923’te, “sanatla yaşam, sanatçıyla insan arasındaki aynmı yok etmek için nesnel ve genel bir yaratıcı enstrümanın örgütlenmesi”ni denedikten bir yıl sonra, “De Stijl”in yazarları, mimar, heykeltıraş ve ressamların aynı eser için işbirliği yapmak zorunda olacakları “kolektif bir yapının yolunu” hazırlarlar.
Bu manifestoda, “diğer sanatlar endüstri ve teknik tarafından şekillendirilmiş plastik bir birlik olduğundan”, yeni bir tarz ortaya çıkarmak zorunda kalacak olan “mimarlığın incelendiği” duyurulur. “Mekânı ve onun sonsuz varyasyonunu incelediler” ve “bütün bu varyasyonların uyumlu bir birlik içinde birleştirilebilmesini sağladılar”. Dahası, renklerin uzam ve zamanı ilişkilendirmek gibi bir görev üstleneceğini, böylece yeni bir boyut yaratacağını ve de ölçü, orantı, mekân, zaman ve malzeme arasındaki karşılıklı ilişkilerin bir birlik içinde bulunabileceğini savunurlar. İçsel ve dışsal ikilik
yok edilmelidir, “renklere doğru yerin verilebildiği” göründüğünde boyamalar sonlandırılabilir. “Mimari inşadan koparılmış olan resmin herhangi bir varoluş hakkı yoktur”. “Yıkım zamanının sona yaklaştığı” sonucuna varırlar. “Yeni bir çağ başlar: inşa çağı”. Bu iddialarda Einfühlung teması, saf görünürlük teması, orantılar mistiği teması politik bir değişim istenciyle iç içe geçer.

 

Yorum Yaz

36 + = 39