TASARIMCI STEFANO GIOVANNONI

Stefano Giovannoni italyan tasarım literatürünün en önemli isimlerinden biri. Alessi için tasarladığı ‘Girotondo’ ile hafızalara kazınan ünlü tasarımcı şimdilerde tavşan formundan yola çıkarak tasarladığı ‘Qeeboo’ ile çok konuşuluyor. Onu dillere destan stüdyoevi Giovannoni Binası’nda.

Bu ayki başkahramanımız italyan tasarımının efsane ismi Stefano Giovannoni. Röportajı kendisi gibi sıra dışı olan stüdyoevi Giovannoni Binası’nda gerçekleştirdik. Bina, eski bir türbin üretim fabrikasından devşirilmiş. En üst katı teras olan yapıda Milano’da tasarımın kalbi olan Tortona Bölgesi’ni seyreden organizasyonlar düzenliyor, bodrum katında ise eskiden gemiler için üretilen türbinlerin test edildiği havuzu bugün dinlenme alanı olarak kullanıyor. ilk katında tasarım stüdyosu, ikinci katında ise Giovannoni’nin eşiyle beraber zevkle döşediği evi var. Giovannoni’yi bugüne getiren tüm başarılarını, daha da ileriye götürecek olan gelecek projelerini ve sıra dışı evini konuştuk.

Cinque Terre bölgesine yakın La Spezia’da doğup büyüdünüz. Çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Çocukluğum hep deniz kenarında geçti ve tasarım hayatımın zeminini oluşturdu. ilk eskiz defterim olduğunda beş yaşındaydım ve ona balık çizimleri yapıyordum. O zamanlar kardeşimle beraber erkenden tekneyle açılırdık; o, tekneyi kullanırdı; bense balık tutardım. Balık çizimlerine başladığımda balıkların yapısını, organları arasındaki ilişkiyi incelemeye başladım. Farklı özelliklerine göre çeşitli balık türlerini çizmeyi ve sınıflandırmayı öğrendim. Bu çalışmalar kendi tarzımı oluşturmam açısından çok önemliydi, çünkü o yaşta yapılan şeyler hayatını derinden etkiliyor. On üç yaşlarına geldiğimde ise ressam olan amcamla beraber resim yapmaya başladım. Birkaç resim yarışması kazandım ve bu, üniversitede okuyacağım bölüme karar vermeme yardımcı oldu. Bir yandan annem de iç mimardı. O yüzden evde daima bulunan mimarlık ve dekorasyon dergilerini inceliyordum. Bu alana bu şekilde bir tutkuyla bağlandım ve mimarlık okudum.

Alessi için tasarladığım ‘Girotondo’nun bugüne kadar aklıma gelen en akıllı ve ilginç fikir olduğunu düşünüyorum”

Bir yazıda hayatınızdaki en büyük etkinin Floransa Üniversitesi’ne katılmak olduğunu okudum. Bu okula gitmek size ne kattı?

Mimarlığı çok özel bir zamanda okudum. 70’li yıllarda Floransa, radikal akımın merkeziydi. Şehirde pek çok radikal tasarımcı ve mimar vardı: Ettore Sottsass, Andrea Branzi, Alessandro Mendini gibi çok önemli insanlar bir araya gelip bu mesleği enine boyuna tartışırdı. Çok tanınmasa da önemli başka insanlar da vardı; Remo Buti gibi. Onun asistanı oldum, onu takip ettim ve dersleri benim için çok önemliydi. O dönem Floransa; araştırma yapmak, tasarım konularını tartışmak için ideal bir ortamdı. Ama endüstriyle ilişki kurmak, üretim yapmak için Milano’ya taşınmak şarttı. iki yıllığına Milano’ya gittim; önce Ettore Sottsass’la, sonra Alessandro Mendini’yle Alchimia’da çalıştım. 1985 yılında Floransa’ya döndüm ve King Kong adlı stüdyomu kurdum.

1989 yılında temelli olarak Milano’ya taşındım ve o yıl, ‘Girotondo’yu tasarladım. Benim kariyerimdeki en önemli noktadır. Alessi’nin kült objesi ‘Girotondo’nun hikayesinden bahseder misiniz? Hayatımdaki her şey ‘Girotondo’yla başladı. Alessandro Mendini tanıştırmıştı beni Alberto Alessi’yle. Alberto benden bir tepsi geliştirmemi istedi. Bir gün sonra ‘Girotondo’yu tasarladım. Başta çok basit, hatta aptalca gelebilecek ama arkasında zekice olan bir fikir yatıyor. Hatta bugüne kadar aklıma gelen en akıllı ve ilginç fikir olduğunu düşünüyorum. Bu üründe, tasarım ve popüler kültürü simgesel dil aracılığıyla bağdaştırmak istiyordum. Simgesel dili en basit şekilde temsil eden insan ikonunu alıp tepsiye yerleştirdim. Yani aslında ürünü yeniden tasarlamadım, onun yerine mevcut ürüne bir iletişim ikonu olarak küçük insan figürü yerleştirdim. 7’den 70’e herkesin anlayabileceği bir figürdü. Bu nedenle ‘Girotondo’ hızlı bir başarı elde etti ve ilk yılında tahmin edilenden 10 kat daha fazla sattı. 25 yıl sonra hala Alessi’nin en çok satan ürünüdür, neredeyse 10 milyon ürün satıldı.

Metal ürün tasarımıyla meşhur Alessi’nin plastik ürün koleksiyonunu başlatan isimsiniz…

Alessi her zaman metal ürünlerle özdeşleştirildiği için, plastikten bir ürün koleksiyonu yapmanın marka kimliğini zedeleyeceği düşünülüyordu. Uzun tartışmalar sonrasında, 1993 yılında Alessi, ilk plastik ürün ailesini piyasaya çıkardı. Bu ürün ailesinin büyük bir kısmını ben tasarladım: ‘Liliput’ tuzlukbiberlik, ‘Fruit Mama’ meyve sepeti, ‘Nutty The Cracker’ fındık kıracağı, ‘Merdolino’ tuvalet fırçası ve birkaç ürün daha… Ancak bu haber tasarım camiasında adeta bir skandal yarattı. O dönem ne kadar eleştirildim tahmin edemezsin. Ama bu kadar eleştirilmesi sayesinde insanlar arasında daha hızlı yayıldı. Tüketiciler ürünlerle aralarında duygusal bağ kurdular. Firmanın yeni en çok satanı haline geldi.

Yazarımız Ayşe Çelebi italyan tasarımcı Stefano Giovannoni’yi efsanevi stüdyo evi Giovannoni Binası’nda ziyaret etti. Devasa stüdyo evin tasarımı zekice planlanmış detaylarla ilginç bir mekan tasarımı sergiliyor.

Giovannoni binası hakkında konuşalım…

Öncelikle söylemeliyim ki, Milano’ya ilk taşındığımda çok fakirdim. Çalışmalarım sayesinde bunu başardım. Bu bina bir türbin fabrikasının ek binasıymış. Binayı aldığımızda çok fazla makine ve eşya vardı. Üç yıl süren zor bir yenileme operasyonu gerçekleştirdik. Her şeyi en baştan yarattık.

Yenilerken nelere dikkat ettiniz?

Burayı eşimle beraber yaptık. Binanın dış görünümünde çok değişiklik yapmak istemedik, kırmızı tuğlaları olduğu gibi bıraktık. Çatıyı terasa çevirdik, pencereleri değiştirdik. iki kat arasına şimdi stüdyonun bulunduğu yeni bir kat yaptık. 400 metrekarelik en üst kata ise evimizi yapmaya karar verdik. Daha fazla ışık alması için terastan bir alanı ev katına kadar boşalttık ve bir ara bahçe yarattık. Tercihlerimizden bir diğeri ise pencerenin kesilmeden tüm cephelerde devam etmesiydi. Girişteki büyük salonumuzda duvarda, tavanda tek ve nötr bir duvar rengi kullandık. Böylece salonda yer alan tüm objeleri ve renklerini ön plana çıkardık. Bütün objeleri de normal boyutlarından çok daha büyük seçtik. Örneğin; koltuk, masa hepsi standart boylarından daha büyük ölçekteler çünkü, salon 170 metrekareden büyük. Normal boyutlarda objeler koysaydık, odada kaybolurdu. O yüzden böyle bir seçim yaptık. Salondaki objelerin de hepsi farklı kimlikleri, farklı tarihsel dönemleri yansıtıyor, bu yüzden bir çeşitlilik ortamı yarattık. Kimisi modern, kimisi antika… Bu farklı objeleri bir araya koyduk ve seçerken hislerimize güvendik. Sonunda homojen bir ortam yarattılar.

Evet, bu kadar çeşitliliğe rağmen tüm objeler uyum içinde bulunuyor.

Evet, ortada duran büyük Edra koltuğu, Ettore Sottsass’ın ‘Memphis’ ürünleriyle kombinledik. Farklı kültürlerden de objeler var: Hindistan, Çin veya 16. yüzyıldan bir tablo… Örneğin, girişteki devasa masayı Fransız bir sanatçı Filipinlerde üretti. Masayı üretmesi için devletten özel bir izin alması gerekiyordu, çünkü büyük ve özel bir ağaçtan tasarladı. Bu arada elbette eşimle ev için eşya seçerken ne tartışmalar yaşıyoruz! Neredeyse her konuda tartışıyoruz. Evde ikimizin de ortak kararla sevip aldığı iki masa bulunuyor sadece. Biri, şu an üstünde röportaj yaptığımız, gümüş işlemeli kristal masa. Bu masa Venedik’te 50’li yıllarda kürk satan bir mağazanın satış masasıymış.

Biraz da yeni markanız ‘Qeeboo’ hakkında konuşalım.

Biz biten ve yeni başlayan başka bir dönemin ortasındayız. Perakendenin giderek söndüğü bir dönemece girdik. Bugün, internetin büyük bir potansiyeli var. Yeni markamı yaratırken, esnek ve yenilikçi bir iş modeli benimsedim. Elbette, kesinlikle perakende satış olmayacak gibi bir iddiam yok ama internet üzerinden bir markayız. Hatta bazı ürünler için agresif bir şekilde sadece internet üzerinde bulunacağız. Yine de günümüzde internet, perakendeye gerçek anlamda bir alternatif oluşturacak derecede hazırlıklı değil. ‘Qeeboo’da çok az insanla, minimum düzeyde bir altyapı oluşturduk ve her şeyi outsourcing ile hallediyoruz. Yani lojistik, depolama gibi operasyonlar için dışarıdan hizmet sağlayacak firmalarla çalışıyoruz.

Peki, markanızın imza ürününüze geri dönelim; neden tavşanı seçtiniz?

Çünkü tavşanın silüeti sandalyenin ergonomik yapısıyla uyum içerisinde. Tavşanın üstüne oturduğunuzda sırtını arkasına yaslayabiliyorsunuz. Daha önce tasarladıklarımın hiçbirinin de tavşan kadar büyük başarı elde ettiğini görmedim.

Onları gören herkes, istiyor. Milano’daki en iyi tasarım mağazaları Spazio Rossana Orlandi, La Rinascente’de bulunuyor şimdiden. Farklı kesimlere, kültürlere hitap ediyor. Kısa zaman içerisinde 7.000 adet tavşan satıldı. Eylül ayında Çin’de yapılacak bir bayram için Pekin’de imparatorun evini donatmak üzere 1.000 adet ışıklı tavşan siparişi verildi. Bu bayram ay ve tavşan arasındaki bir hikayeye dayanıyormuş. O yüzden bir de 1.000 adet tavşana bakan devasa bir ay tasarlamam gerekiyor.

‘Qeeboo’ için başka tasarımcılarla işbirlikleri de yapacak mısınız?

Studio Job ile şuan konuşuyoruz. Bir moda tasarımcısıyla da çalışmak istiyorum. Bu, yakın arkadaşım olan Marcelo Burlon olabilir. Bir yandan yeni tasarımcılar için de araştırma yapıyoruz. Neredeyse hiçbir firma tek bir adımda enjeksiyon kalıplama ile bu kadar fazla ürün üretmemiştir. O yüzden yeni ürünler için biraz dinlenmeye ihtiyacımız var. aysecelebi87@gmail.com

TASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_2.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_6.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_9.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_7.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_5.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_14.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_3.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_12.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_4.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_13.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_15.jpgTASARIMCI STEFANO GIOVANNONI_0.jpg

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir